Blog
- Anasayfa
- RAMAZANDA NASIL BESLENİLMELİ?
RAMAZANDA NASIL BESLENİLMELİ?
RIF,
İslam'ın beş şartından biridir. İslami ay takviminin dokuzuncu ayında, sağlıklı
yetişkin Müslümanların şafaktan (fecr) gün batımına kadar yaklaşık 30 gün
boyunca yiyecek ve sıvı alımından kaçındıkları sırada gerçekleşir. Gündüz
orucunun süresi değişir ve yer ve mevsimden önemli ölçüde etkilenir. Bu tipik
açlık süresi genellikle 10 saattir, ancak 18 saati aşabilir. Aşırı enlemlerde
daha uzun bir gündüz süresi bulunur ve bu aşırı oruç süreleri için bazı dini
istisnalar geçerli olabilir. Birkaç çalışma RIF'in etkilerini inceledi ve
bulguları, ruh sağlığı, başa çıkma stratejileri ve karar verme stratejileri
üzerinde olumlu veya olumsuz etkilere neden olabileceğini gösterdi. RIF, uyku
düzenlerinde, yeme alışkanlıklarında ve fiziksel aktivitede metabolizmada
değişikliklere neden olabilecek büyük değişikliklere neden olur.
Ramazan
ayı, oruç tutanlar için beslenme ve yaşam şeklinin değiştiği bir aydır. Yeterli
ve dengeli beslenmenin sürdürülebilmesi için günün oruç tutulmayan bölümünde en
az 2 öğünü tamamlamak ve sahur öğününü atlamamak gerekir. Sahura kalkılmaması
ya da sahurda sadece su içilmesinin zararlı olduğu unutulmamalıdır. Çünkü bu
beslenme tarzı yaklaşık 16 saat olan açlığı, ortalama 20 saate çıkarmaktadır.
Bu da açlık kan şekerinin daha erken saatlerde düşmesine ve buna bağlı olarak
günün daha verimsiz geçmesine neden olmaktadır. Bu durumun aksine eğer sahur
öğünü, ağır yemeklerden oluşursa gece metabolizma hızı düştüğü için yemeklerin
yağa dönüşme hızı ve kilo alma riski artmaktadır. Bu nedenle sahura mutlaka
kalkılmalıdır.
Sahurda
süt, yoğurt, peynir, yumurta, tam tahıllı ekmekler gibi besinlerden oluşan
hafif bir kahvaltı yapılabilir ya da çorba, zeytinyağlı yemekler, yoğurt ve
salatadan oluşan bir öğün tercih edilebilir.
Gün
içerisinde aşırı acıkma problemi olanların midenin boşalma süresini uzatarak
acıkmayı geciktiren kuru fasulye, nohut, mercimek, bulgur pilavı gibi yemekleri
tüketmesi; aşırı yağlı, tuzlu ve ağır yemekler ile hamur işlerinden uzak
durulması uygun olacaktır.
İftar
sofralarında bir insana yetecek yemeğin 2-3 kat fazlası bulunabilmektedir.
İftarda kan şekeri çok düşük olduğundan kısa sürede çok miktarda besin tüketme
isteği doğmaktadır. Yapılan en büyük hatalardan birisi de çok hızlı bir
şekilde, çok yüksek miktarda besin tüketmektir. Çok hızlı yemek yendiğinde bu
süre zarfında fazla miktarda, enerjisi yüksek besinler yenilir ve bu durum hem
sağlık açısından risk oluşturabilir hem de ilerleyen günlerde kilo alımına
zemin hazırlayabilir.
Sıcaklık
ve nem artışına bağlı olarak vücut ısısı artmakta ve metabolizma bu yeni duruma
uyum sağlamaya çalışmaktadır. Sıcaklıkların etkisiyle artan terleme ile
birlikte yeterince sıvı alınmazsa su ve mineral kaybı sonucu, bayılma, bulantı,
baş dönmesi gibi sağlık problemleri yaşanabilmektedir.
Günde
ortalama en az 2-2,5 litre (12-14 su bardağı) su içmeye, bununla birlikte
Ramazan ayında sıvı ihtiyacını da karşılayacak ayran, taze sıkılmış meyve-sebze
suları, sade soda vb. sık sık tüketmeye özen gösterilmelidir.
Oruç açılırken dikkat edilmesi gereken en önemli nokta
yemek yemek için acele edilmemelidir. Hızlı yemekten kaçınılmalı, yiyecekler
uzun süreli çiğnenmeli ve aniden yemeklere yüklenilmemelidir. 1 adet hurma ile
oruç açıldıktan sonra çok yağlı ve çok tuzlu olmayan bir çorba ile devam
edilmelidir. Uzun süreli açlığın ardından aniden yüklenmesi mide ve bağırsak
problemleri yaşanmasına sebep olabilir. Bu nedenle yemeğe biraz ara
verilmelidir. Orucu açtıktan bir süre sonra yemeğe hafif zeytinyağlılar ya da salatayla
devam edilmelidir. Ramazan ayının geleneksel lezzeti olan pidenin de 1-2 dilimi
geçmeyecek şekilde tüketilmesi gereklidir.
- Oruç
tutarken yeterli ve dengeli beslenmeye özen gösterin.
- Tek seferde
büyük porsiyonlar yerine, iftardan sonra aralıklı ve her seferinde küçük
porsiyonlar şeklinde beslenin.
- Yemeklerinizi
hızlı yemekten kaçının, yavaş yavaş ve iyice çiğneyerek tüketin.
Uzun
süren açlık sonrası besinleri tüketirken hızlı davranılabiliyor. Bu da
bazı sindirim sistemi problemlerine sebep olabilir. (Kabızlık, şişkinlik
vb.). Bundan dolayı besinler tek seferde büyük porsiyonlar yerine,
iftardan sahura aralıklı ve her seferinde küçük porsiyonlar şeklinde
tüketilmelidir.
- Sahur
öğününüzü atlamayın, mutlaka yapın.
- Sahurda süt,
yoğurt, peynir, yumurta, tam tahıllı ekmekler gibi yiyeceklerden oluşan
hafif bir kahvaltı yapabilir ya da çorba, zeytinyağlı yemekler, yoğurt ve
salatadan oluşan bir öğün tercih edebilirsiniz.
- İftarınız
hurma ile açabilirsiniz. Potasyum açısından oldukça zengin bir meyvedir. Bu ay
boyunca da potasyum alımı sinir sistemi ve kasların çalışmasında rol
oynar. Ayrıca vücutta kırmızı kan hücresi yapımını desteklediği için
kansızlığı da iyi gelir.
- İftara
peynir, domates, zeytin gibi kahvaltılıklar veya çorba gibi hafif
yemeklerle başlayıp 10-15 dakika sonra az yağlı et yemeği, sebze yemeği
veya salatayla devam edebilirsiniz. Hem enerji veren hem de kan şekerini
hızlı bir şekilde yükselten besinler beyaz ekmek, pirinç pilavı, kızarmış
patates gibi yiyecekler yerine bulgur pilavı, kepekli ekmek veya kepekli
makarna vb. tercih edin.
- Mümkün
olduğunca iftar ve sahurda badem, ceviz vb tüketmeye özen gösterin.
- İftarda
aşırı şerbetli, yağlı tatlılar yerine; sütlü tatlılar (sütlaç, güllaç,
muhallebi vb.) veya meyve tatlıları tercih edin.
- Susama hissi
duymasanız bile iftar ve sahur arasında sık sık su için. Suya ek olarak
kafein içeren içecekler yerine de süt, ayran, sade soda, taze sıkılmış
meyve-sebze suları, ıhlamur ve kuşburnu gibi bitki çayları tercih
edebilirsiniz.
- Yemekleri
pişirme yöntemlerinin de önemli olduğunu unutmayın. Özellikle ızgara,
haşlama, fırında, buğulama gibi sağlıklı yöntemlerle hazırlanan yemekleri
tercih edin.
- Kavrulmuş,
kızartılmış ve tütsülenmiş yemeklerden uzak durulması önemlidir.
- İftardan 1-2
saat sonra kısa mesafeli yürüyüşler yapmak sindirime yardımcı olacaktır.
- Beslenme
düzenindeki değişikliklere bağlı olarak oluşabilecek kabızlığı önlemek
için de sıvı tüketiminize dikkat edin. Yemeklerde lif oranı yüksek
yiyecekler (kuru baklagiller -kuru fasulye, mercimek, nohut-, kepekli
tahıllar ve tam buğday ekmeği, sebzeler ve salata) tercih edilmelidir.
Taze ve kuru meyveler, hoşaf ve kompostolar, hurma, ceviz, badem vb gibi
kuru yemişler tüketilmelidir.
TATLI TÜKETİMİ NASIL
OLMALIDIR?
Tatlı, iftarda ya da iftardan hemen sonra değil, iftardan 1-2
saat sonra ara öğünde tercih edilmelidir. Baklava, kadayıf gibi ağır şerbetli
tatlılar yerine hafif meyve tatlıları, sütlü tatlılar veya dondurma tüketmek
daha sağlıklı olacaktır. Yemek sonrası yenilecek tatlıların hamurlu ve kızartma
işlemine uğramış bir tatlı olmamasına dikkat edilmeli sütlü tatlılar tercih
edilmelidir.
Süt ürünleri özellikle sahurda tüketilmelidir. İçerdikleri
''kazein'' çeşidi proteini ile sindirimi yavaş olan bir gruptur. Oruç sırasında
sahurda tüketilen bu süt ürünleri, sindirilmeye devam edeceğinden kan şekeri
düşüklüğünü engeller ve kas kayıplarının önüne geçer.
Tatlılar, içerdikleri şeker sebebi ile kan şekerini hızlı
yükselten ve hızlı düşüren besinlerdir. Bu durum, tatlı yedikten sonra doymaya
ancak 1 saat geçmeden tekrar acıkmaya neden olmaktadır. Ayrıca kan şekerindeki
bu dengesizlikler, uzun vadede obeziteye, insülin direncine ve hatta diyabete
neden olabilmektedir. Tüm bu sebeplerden dolayı, haftada en fazla 2 kez tatlı
tüketilmelidir. Tatlı olarak sütlü tatlılar seçilmeli, diğer günlerde tatlı
ihtiyacı taze ve kuru meyvelerle karşılanmalıdır. Haftada 2 günden daha fazla tatlı
tüketmemeniz ağırlık kontrolü ve genel sağlık durumunuz için daha iyi olmaktadır.
Alabed ve ark. fiziksel, zihinsel ve sosyal aktivitelerin
yanı sıra yorgunluğun sübjektif tahminlerini değerlendirmek için bir anket
geliştirdi. Gündüz zihinsel, fiziksel ve sosyal aktivitelerin tümü kontrol
değerlerinin altına düştüğü için gündüz orucu sırasında meydana gelen birkaç
değişiklik olduğunu keşfettiler. RIF'in birçok sporda öğleden sonra
performansını olumsuz etkilediğine ve RIF'in sonunda daha yüksek yorgunluk
duygularına yol açtığına dair artık çok sayıda kanıt var. Bununla birlikte,
sabah ve akşam (orucu açtıktan sonra) performanslar genellikle RIF'den
etkilenmez. Birkaç kesitsel ve boylamsal çalışma, RIF'in atletik başarı için
önemli olan vücut fizyolojisi ve biyokimyasının çeşitli yönlerini etkileyerek
Müslümanların fiziksel ve entelektüel performansı üzerinde çok önemli bir
etkiye sahip olduğunu göstermiştir. Bu nedenle, egzersizin hem fiziksel hem de
bilişsel yönleri, RIF boyunca gündüzleri oruç tutan Müslüman sporcular için
gerçek bir meydan okuma olabilir.
Bu çalışmanın amacı, tip 2 diyabetli
Malililerde Ramazan orucunun iştah duyumları, besin alımı ve vücut ağırlığı
üzerindeki etkisini incelemektir. Ramazan’dan ziyade öncesindeki iştah
duyumlarındaki cinsiyet farklılıklarıyla açıklandı. Erkeklerde önemli bir
vücut ağırlığı kaybı gözlemlenmesine ve kadınlarda bel çevresinde önemli bir
azalma bulunmasına rağmen, bildirilen ortalama günlük enerji alımlarında ne
erkeklerde ne de kadınlarda önemli bir değişiklik gözlenmedi. Bu ön
sonuçlara göre, ramazan orucunun iştah duyusu üzerinde muhtemelen kadın ve
erkeklerde aynı olmayan bir etkisi vardır.
Ramazan öncesi ve sonrası tiroid
uyarıcı hormon (TSH) seviyeleri karşılaştırıldığında ne gruplar arasında ne de
tüm çalışma grupları arasında anlamlı bir fark yoktu. Ramazan ayında iftar
öncesi, iftar sonrası veya sahur öncesi L-tiroksin alan hastalarda TSH
kontrolünde anlamlı bir fark gözlenmedi.
Ramazan ayı sonunda biparietal çap, baş
çevresi ve femur uzunluğundaki artış, ilk ölçümlere göre istatistiksel olarak
anlamlı bir farklılık gösterdi (P<0.05). Aç ve tok olmayan gruplar ayrı
ayrı karşılaştırıldığında, tok olmayan grupta amniyotik sıvı indeksindeki artış
istatistiksel olarak anlamlıydı (P<0.05).
Ramazan
orucunun fetal gelişim üzerine bazı olumsuz etkilerini gösterdik. İslam
dininde hamilelerin oruç tutmama ayrıcalığı vardır; bu nedenle özellikle
yaz mevsiminde orucu doğum sonrasına ertelemeyi düşünmelidirler. Bunu
yapmak istiyorlarsa, uygun bir beslenme programı önerilmelidir.
Oruç tutan diyabetli hastalar günde ortalama 16,5 saat oruç
tuttular ve bir ay boyunca gün batımı ile gün doğumu arasında 2 öğün yemek
yediler. Tip 2 diabetes mellitus hastalarında uzun süreli açlığın glukoz
regülasyonu üzerindeki etkisini değerlendirmeyi ve uzun süreli açlığın olası
komplikasyonlarını gözlemlemeyi amaçladık. Çalışmaya Ramazan ayında oruç tutan 76 diyabet
hastası (oruç grubu) ve oruç tutmayan 71 diyabet hastası (oruç tutmayan grup)
dahil edildi. Benzer demografik özelliklere sahip bu iki grup Ramazan
öncesi ve sonrası karşılaştırıldı. HbA1c, açlık ve tokluk plazma glukozu,
vücut kitle indeksi, ağırlık ve yan etkiler değerlendirildi. Oruç tutan ve
tutmayan gruplar arasında istatistiksel olarak anlamlı bir fark
gözlenmedi. Oruç tutan grubun Ramazan öncesi ve sonrası değerleri arasında
fark yoktu.
Bazı
ilaçları kullanan diyabetli hastalarda uzun süreli açlığın glukoz regülasyonu
üzerine herhangi bir olumsuz etkisi bulunamadı. Ciddi bir advers olay
gözlenmedi. Diyabetli hastalarda öğün sayısını artırmanın faydalarını
gösteremedik.
Açlık
öncesine göre total kolesterol (TC) ve trigliseritlerin (TG) anlamlı olarak
azaldığı (P=0.000) ve yüksek dansiteli lipoprotein kolesterol (HDL-C)
seviyesinin anlamlı olarak arttığı (P=0.000) gözlendi.
Bu
çalışma, Ramazan orucundan sonra lipit profili üzerinde yararlı etkileri olan
HDL-C düzeylerinde artış ile birlikte toplam kolesterol ve trigliseritlerde
azalma olduğunu göstermiştir.